Uşak’ta bulundu: Üzerindeki yazı herkesi şaşkına çevirdi

Usakyasitmesalejpg xy HE2Py902f Qey4ZT3BQ

Uşak’ın Banaz ilçesindeki Ahatköy sınırlarında yer alan Akmoneia Antik Kenti, Roma İmparatorluğu döneminin gizemli dünyasına ışık tutan sıra dışı keşiflerle gündemde. Akdeniz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hüseyin Uzunoğlu ve Uşak Üniversitesi’nden Doç. Dr. Münteha Dinç tarafından yayımlanan yeni bir epigrafik (yazıt bilimi) çalışma, kentte 9 yeni yazıtın gün yüzüne çıkarıldığını duyurdu.

Yazıtlar; antik kentin ışıltılı gece hayatından trajik bir askeri suikasta, kıskanç bir kocanın şartlı vasiyetinden ezber bozan bir başrahibeye kadar adeta iki bin yıl öncesinin gazete manşetlerini günümüze taşıyor. İşte Akmoneia’nın bağrından çıkan o çarpıcı insan hikayeleri:

ANTİK KENTLERİN SOKAK LAMBASIYMIŞ

MS 1. yüzyıla (yaklaşık MS 68 yıllarına) tarihlenen ilk yazıt, kentin elit isimlerinden Demades’e ait. Athena Sebaste ve Pantheion rahibi olan Demades, tüm masraflarını cebinden karşılayarak Akmoneia halkına bir “lampadephoros” (meşale taşıyan heykel) armağan etmiş.

Roma dünyasında bu tarz meşaleli heykeller sadece sanatsal birer obje değil, aynı zamanda sütunlu caddeleri, meydanları ve gece ziyafetlerini aydınlatan lüks birer pratik fener işlevi görüyordu.

“Athena Sebaste’nin ömür boyu rahibi, Pantheion (ya da Pantheios) rahibi ve halkın [hizmetkarı?] olan Dionysogenes oğlu Demades; hem kurban töreninde rahip olarak hizmet etmiş ve (kurban etini) dağıtmış, hem de yarım daire biçimli kaidesiyle birlikte [- – -]’yi adamış biri olarak, [şimdi de?] meşale taşıyan heykeli kendi cebinden halka adadı.”

İLK KEZ BURADA BELGELENMİŞ OLDU

Efes ve Pergamon gibi dönemin devasa metropollerinde tapınım gördüğü bilinen Demeter Karpophoros (Meyve ve Bereket Getiren Demeter) kültü, bu araştırmayla birlikte Frigya bölgesinde ilk kez belgelenmiş oldu.

Hierokles ve oğlu Hermogenes tarafından ana caddeye diktirilen bu heykelin yanı sıra; “Tokluk/Doygunluk” (Koros), “Tanrıçalar” ve “Kutsal Meclis” heykellerinin de planlı bir dinsel peyzaj mimarisiyle yarım daire kaidelere dizildiği anlaşıldı.

KANUN TANIMAZ ELLERİN PARMAKLARI ARASINDA

Antik kentin kırsalında (Susuz Köyü) bulunan ve MS 2.-3. yüzyıllara tarihlenen bir mezar steli, antik bir cinayet dosyasını aralıyor. Aslen Synnada (Şuhut) vatandaşı olan ve Akmoneia’ya birlik komutanı olarak gelen 40 yaşındaki bir subayın, şiirsel bir dille “kanun tanımaz ellerin parmakları arasında” can verdiği aktarılıyor. Bu ifadenin boğulma ya da planlı bir suikasta işaret ettiği düşünülüyor.

Mezar taşında, eşinin sevgi sözlerinin yanı sıra onunla aynı kaderi veya görevi paylaşan Thalamos isimli bir silah arkadaşına ait ikinci bir şiirsel metin daha yer alıyor.

 “Adım – – -nos, vatanım ise Synnada’dır. Bir alayın komutası bana emanet edilmişken, kanun tanımaz ellerin parmakları arasına düşerek (onların elinden ölerek) ünlü ve kadim Akmoneia şehrine geldim. Kırk yıllık bir ömür sürdükten sonra, bu acıklı (ve) ölümlü hayatın sefaletinden kurtulup [burada yatıyorum]. Sadık karım, bana duyduğu sevginin bir nişanesi olarak bu anıtı yaptırdı.”

“İsmim Thalamos, vatanım ise Synnada. Tamamıyla [elimde tuttuğum/komuta ettiğim] alay, [- – – -] aynı seçimi yapanların (silah arkadaşlarının) sadakatine ve desteğine değer vererek – – –”

EŞE EVLİLİK YASAĞI VE MEZAR SOYGUNCULARINA CEZA

Bölgedeki aile hukuku ve mülkiyet anlayışına dair en çarpıcı detay, üzerinde karı-koca büstlerinin bulunduğu bir aile mezar sunağında (bomos) ortaya çıktı. Sunağın üzerinde ailenin geçim kaynağı olan bağcılığı simgeleyen bir bağ budama bıçağı (falx vinitoria) ile kadının ideal erdemini temsil eden kirman ve iğ figürleri işlenmiş.

Ancak sunağın altına sonradan kazınan vasiyet oldukça ilginç: Koca, kendisi ve çocukları için hazırlattığı bu aile mezarına eşinin gömülebilmesini tek bir şarta bağlamış: Eşinin dul kalması ve yeniden evlenmemesi. Ayrıca mezarın huzurunu bozacaklar için de sert bir finansal tehdit eklenmiş.

“…alanca, (bu mezar sunağını) kızı Bassa ve (oğlu?) Sokrates ile birlikte (kendisi ve) eğer bekar kalırsa (eşi için?) anısı vesilesiyle diktirdi. Kim mezarı açarsa – – – kasaya 2500 denarii ödeyecek.”

FRİGYA’NIN İRANLI BAŞRAHİBESİ

Keşifler arasındaki bir diğer mezar kaidesi ise Akmoneia kenti başrahibesi Mandana’ya ait. Kocası Priscus tarafından onurlandırılan kadının ismi, net bir şekilde İran kökenli (Mandana/Mandane).

Bu isim ve unvan, Frigya bölgesi epigrafisinde ilk kez yan yana belgeleniyor. Bu durum, Roma döneminde Akmoneia’nın çok kültürlü bir yapıya sahip olduğunu ve farklı kökenlerden gelen kişilerin kentin en üst düzey dini makamlarına kadar yükselebildiğini kanıtlıyor.

yok

Author: Ayşe Şahin