Ankara’da kapanmayan yara, dinmeyen arayış: 10 yıl sonra yeni adım: Bakanlığın kapısını çaldılar

Onur b6lu

Ankara’da 2016 yılında 16 yaşındayken şüpheli şekilde hayatını kaybeden Onur Özkan‘ın ailesi, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e dilekçe vererek, oğullarının ölümüne ilişkin dosyanın, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından yeniden ve bütüncül şekilde incelenmesini talep etti.

Ailenin avukatı Gökhan Candoğan aracılığıyla Bakan Gürlek’e sunulan dilekçede, Onur Özkan’ın ölümünün üzerinden 10 yılı aşkın süre geçmesine rağmen olayın tüm yönleriyle aydınlatılamadığı belirtildi.

Soruşturma sürecinde delillerin zamanında toplanmadığı, bazı kritik delillerin karartıldığı ve kamu görevlilerinin sürece ilişkin iddialarının etkin biçimde araştırılmadığı öne sürüldü.

“ÇOK SAYIDA ÇELİŞKİ”

Dilekçede, Onur Özkan’ın 16 Nisan 2016 gecesi Bilkent’te arkadaşlarının bulunduğu evde balkondan düştüğü, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. Aile, olayın başından itibaren “intihar” veya “kaza” olarak değerlendirilmesine karşı çıktıklarını ve dosyada çok sayıda çelişki bulunduğunu savundu.

12 GÜNLÜK GECİKME

Başvuruda, olay gecesi şüpheli çocukların cep telefonlarına el konulmaması nedeniyle telefonlara ancak olaydan 12 gün sonra el konulabildiği ve inceleme yapılabildiği ifade edildi.

Adli bilişim bilirkişisinin 13 Temmuz 2016 tarihli 40 sayfalık raporuna atıf yapılan dilekçede, bir şüphelinin telefonundan 10 adet videonun silindiği, diğer şüphelinin telefonunun sıfırlandığı ve özellikle 25 Mart-26 Nisan 2016 tarihleri arasındaki tüm yazışmalara ilişkin dijital izlerin silindiği ileri sürüldü. Bu işlemlerin sıradan bir kullanıcı tarafından gerçekleştirilemeyeceğinin öne sürüldüğü dilekçede, “Bunlar, profesyonel teknik müdahale gerektiren işlemlerdir. 12 günlük gecikme, bu silme işlemlerinin yapılmasına imkan tanımıştır” denildi.

SAVCI VE ŞÜPHELİ YAKINININ TELEFONDA GÖRÜŞMESİ

Ayrıca olay gecesi şüpheli çocuklardan birinin yakını olan kamu görevlisinin, dosyaya bakan savcıyla telefon görüşmesi yaptığına ilişkin HTS kayıtlarının soruşturma sürecinde ortaya çıktığı aktarılan dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

Bu görüşmenin varlığı, ilgililerin beyanıyla değil, yürütülen bir başka soruşturma kapsamında istenen HTS kayıtlarından öğrenilmiştir. Yani, bu görüşme gizlenmek istenmiştir. Bu görüşmenin ardından şüpheli yakınının yoğun bir telefon trafiği yürüttüğü, hem yeğeninin babasıyla hem de adliye personeliyle defalarca görüştüğü, HTS kayıtlarıyla sabittir. Henüz Onur hayattayken yapılan bu görüşmeler tesadüfle açıklanamaz.

KEŞİF 7,5 YIL SONRA YAPILDI

Dilekçede, olay yerinde keşif yapılması taleplerinin soruşturma aşamasında dikkate alınmadığı, keşfin ancak olaydan yaklaşık 7,5 yıl sonra, 29 Eylül 2023’te gerçekleştirildiği de öne sürüldü. Keşif sonrasında hazırlanan resmi bilirkişi raporunda, Onur Özkan’ın “baygın halde birden fazla kişi tarafından balkondan bırakıldığı” yönünde değerlendirme yapıldığı ancak bu raporun mahkeme kararına esas alınmadığı iddia edildi.

“MAHKEME RAPORLARI HÜKME ESAS ALMADI”

Dilekçede, çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan bilimsel raporlar ile mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda da aynı sonuca ulaşıldığı belirtilerek, bu raporda, “Onur Özkan’ın baygın halde balkon demirine birden fazla kişi tarafından vücudunun önce üst tarafı, ardından bacakları balkon demirinden aşırtılmak suretiyle balkondan aşağıya doğru fizik kuralları çerçevesinde ilk hızsız serbest düşme hareketi yapacak şekilde bırakıldığı” tespitine yer verildiği kaydedildi. Buna karşın mahkemenin bu raporu herhangi bir gerekçe göstermeden hükme esas almadığı ileri sürüldü.

Dilekçede ayrıca, Onur Özkan’ın otopsi raporunda yer alan yaralanmaların “sırt üstü düşme ile açıklanamayan bulgular” içerdiği belirtildi.

İlk soruşturmanın 5 yıl sürdüğüne vurgu yapılan dilekçede, şüphelilerden birinin dört avukatından üçünün Ankara Barosu Ceza Hukuku Enstitüsü yönetiminde yer aldığı, enstitü başkanının ise şüpheli yakınıyla görüştüğü belirtilen savcı olduğu iddia edildi. Dilekçede, “Olay gecesi sanık yakınıyla telefonda görüşen savcı, sonradan istifa edip avukat oldu ve sanık avukatlarıyla aynı baro yapılanmasının başkanı oldu. Hatta birlikte Ankara Barosu yönetimine talip oldular. Bu durumun ‘tesadüf’ olarak değerlendirilmesi mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.

SANIKLAR HAKKINDA BERAAT KARARI

Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16 Ekim 2024’te sanıklar hakkında beraat kararı verdiği belirtilen dilekçede, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 23 Ocak 2025’te, Özkan ailesinin ise 31 Ocak 2025’te karara karşı istinaf başvurusunda bulunduğu, dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nde derdest olduğu ifade edildi.

Dilekçede ayrıca, delillerin karartıldığı iddiasına ilişkin yürütülen davada aileye tanınan katılma hakkının sonradan ortadan kaldırılması üzerine 25 Aralık 2024’te Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulduğu aktarıldı. Başvurunun, “kanun yollarının henüz tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilmediği belirtilerek, delil karartılması iddialarının ne yargılama sürecinde ne de Anayasa Mahkemesi tarafından esas yönünden incelenemediği bildirildi.

Aile, ayrıca olaya karıştığı ileri sürülen yetişkinler hakkındaki soruşturma dosyasının da yıllardır ilerlemediğini belirterek, dosyanın yeniden etkin biçimde yürütülmesini istedi.

“KOMİSYONDA ARAŞTIRILMADI”

Dilekçede, 2019 yılında TBMM’de kurulan “Şüpheli Çocuk Ölümlerini Araştırma Komisyonu”nda Onur Özkan dosyasının araştırılması yönünde öneri sunulduğu ancak dosyanın komisyon çalışmalarına dahil edilmediği de kaydedildi.

Özkan ailesi, Bakan Gürlek’ten Onur Özkan dosyasının Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından yeniden incelenmesini, yıllardır işlemsiz beklediği belirtilen yetişkinler hakkındaki soruşturma dosyasının canlandırılmasını ve delil karartıldığı iddialarının bütüncül şekilde yeniden değerlendirilmesini talep etti.

yok

Author: Ayşe Şahin