Eğitim alanında kaleme aldığı yazılarla tanınan Timetürk yazarı Gülçin Ertunç, gezi yazılarına devam ediyor. Bu hafta, göz alıcı Batum’u keşfetti ve yaşadığı deneyimleri okurlarıyla paylaştı. “Sınırın Ötesinde Bir Gün: Batum’un Ritmi” başlıklı yazısında Ertunç, Doğu Karadeniz’in büyüsünün dağların sisinde ve yaylaların serinliğinde gizli olduğunu vurguladı. Rize’deki ziyaretinin ardından rotasını komşu ülke Gürcistan’a çeviren Ertunç, burada aynı denizin farklı ruhlarını keşfedeceğini biliyordu.
Sınırı geçer geçmez karşımıza çıkan farklı mimari yapılar ve yeni bir düzen, Karadeniz’in tanıdık fakat yabancı yüzünü sunuyor. İlk bakışta modern bir dokuya sahip olan Batum, derinlemesine inildiğinde tarih, sanat ve günlük yaşamın iç içe geçtiği çok katmanlı bir şehir olarak kendini gösteriyor.
Batum’un simgesel yapılarından biri olan Ali ve Nino Heykeli, sadece estetik bir değer değil; derin bir aşk hikâyesini anlatan duygusal bir temsil. Bu heykel, Ali ve Nino’nun imkansız aşkının hikayesinden ilham alıyor. Ali, Müslüman bir Azeri genci; Nino ise Hristiyan bir Gürcü prensesi. Aynı coğrafyada büyümüş olsalar da, kültürel ve toplumsal değerler onları sürekli sınar. Bu aşk, yalnızca iki bireyin sevgisi değil; Doğu ile Batı’nın, gelenek ile modernliğin, inanç ile özgürlüğün kesişim noktasında verilen bir mücadelenin sembolüdür. Batum sahilinde her gün tekrarlanan o büyüleyici an, bu mücadelenin özüdür. İki figür, yavaşça birbirine yaklaşarak bir anlık birleşir ve ardından yeniden ayrılır; bu sonsuz bir döngünün hikayesini anlatır.
Gülçin Ertunç’un Batum seyahatine dair kaleme aldığı yazının tamamını okumak için Tıklayın.
